Mirastan yoksunluk: hangi davranışlar miras hakkını kaybettirir?
Kısaca
- Mirastan yoksunluk, kanunda sayılan davranışların koşulları gerçekleştiğinde mirastan hak edinmeyi engeller.
- Mirasbırakanın affı, kanuna göre mirastan yoksunluğu ortadan kaldırır.
- Yoksunluk yalnız ilgili kişiyi etkiler; altsoyunun mirasçılığı ayrıca korunur.
Bir kişinin mirasbırakana karşı ağır bir davranışta bulunması, miras paylaşımında yalnız ailevi bir tartışma değildir. Türk Medenî Kanunu belirli davranışları mirastan yoksunluk sebebi olarak düzenler. Ancak aile içinde haksız görülen her davranış bu kapsama girmez. Miras hakkının kaybı değerlendirilirken kanunda belirtilen fiil ve koşulların ayrı ayrı karşılanıp karşılanmadığına bakılır.
Mirastan yoksunluk ile mirasçılıktan çıkarma aynı kurum değildir. Yoksunluk, kanunun belirlediği kişilerin mirasçı veya ölüme bağlı kazandırmanın hak sahibi olamamasıyla ilgilidir. Çıkarma ise mirasbırakanın belirli koşullarla yaptığı bir ölüme bağlı tasarrufa dayanır. Bu ayrım, özellikle ortada bir vasiyetname bulunmadığında veya vasiyetnamede kimsenin mirastan çıkarılmadığı durumlarda önem taşır.
Mirastan yoksunluğun kapsamı
Kanunun 577. maddesi, mirasa ehil olmayanlar dışındaki kişilerin mirasçı veya vasiyet alacaklısı olabileceğini belirtir. Mirasa ehliyet, burada mirastan hak edinebilmek için gerekli hukuki yeterliliği ifade eder. Vasiyet alacaklısı ise ölüme bağlı bir tasarrufla kendisine belirli bir kazandırma yapılan kişidir. Dolayısıyla inceleme yalnız akrabalık bağına indirgenemez.
- maddeye göre maddede sayılan kişiler hem mirasçı olamaz hem de ölüme bağlı tasarrufla herhangi bir hak edinemez. Bu nedenle yoksunluğun sonucu yalnız yasal miras payının alınamaması değildir. Kişinin lehine düzenlenmiş bir vasiyetnamenin bulunması da yoksunluk sebebini kendiliğinden etkisizleştirmez. Böyle bir kazandırmanın varlığıyla yoksunluk koşullarının bulunup bulunmadığı ayrı ayrı incelenir.
Mirasın açıldığı an da önemlidir. 575. maddeye göre miras, mirasbırakanın ölümüyle açılır. 580 ve 581. maddeler, mirasçı ve vasiyet alacaklısı bakımından ölüm anında mirasa ehil olarak sağ bulunma koşulunu düzenler. Bu yüzden kişinin mirasbırakan hayattayken aile içinde muhtemel mirasçı olarak görülmesi, ölüm anındaki hukuki durumun incelenmesini gereksiz kılmaz.
Kanunda sayılan dört davranış grubu
İlk sebep, mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı biçimde öldürmek veya öldürmeye teşebbüs etmektir. Burada yalnız ölümün gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaz; kanun teşebbüsü de açıkça kapsar. Bunun yanında kast ve hukuka aykırılık ifadeleri göz ardı edilemez. Bir ölüm olayına herhangi bir şekilde karışmış olmak ile bu koşulları taşıyan bir fiilin bulunması aynı şey değildir.
İkinci sebep, mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak sürekli biçimde ölüme bağlı tasarruf yapamayacak duruma getirmektir. Ölüme bağlı tasarruf, kişinin ölümünden sonra etkisini göstermek üzere yaptığı hukuki düzenlemedir. Bu bentte süreklilik ayrıca aranır. Geçici bir güçlük ile sürekli biçimde tasarruf yapamama durumunu birbirine eşitlemek, kanundaki sınırı genişletmek olur.
Üçüncü grup, mirasbırakanın iradesine aldatma, zorlama veya korkutma yoluyla müdahale edilmesidir. Hüküm, bir ölüme bağlı tasarrufun yapılmasını veya böyle bir tasarruftan dönülmesini bu yollarla sağlamayı kapsar. Aynı yöntemlerle tasarruf yapılmasını ya da tasarruftan dönülmesini engellemek de düzenlemenin içindedir. Korunan yalnız mevcut belgenin varlığı değil, mirasbırakanın tasarruf iradesidir.
Bu nedenle inceleme yalnız bir vasiyetnamenin imzalanıp imzalanmadığıyla sınırlı tutulamaz. Kişinin mevcut tasarrufundan dönmek isteyip istemediği ve bu iradenin nasıl etkilendiği de önem kazanabilir. Bununla birlikte mirasbırakanla bir konu hakkında konuşulmuş olması tek başına kanundaki aldatma, zorlama veya korkutmanın gerçekleştiğini göstermez. Kullanılan yöntemin ve etkilediği işlemin somutlaştırılması gerekir.
Dördüncü grup, ölüme bağlı bir tasarrufu kasten ve hukuka aykırı biçimde ortadan kaldırmak veya bozmaktır. Kanun burada ek bir koşul koyar: Fiil, mirasbırakanın tasarrufu artık yeniden yapamayacağı bir durum ve zamanda gerçekleşmelidir. Dolayısıyla yalnız belgenin bulunamaması, bütün koşulların oluştuğunu açıklamaya yetmez. Belgeye ne olduğu kadar bunun hangi koşullarda gerçekleştiği de belirlenmelidir.
Bu dört grubu değerlendirirken pratik inceleme sırası şöyle kurulabilir:
- İleri sürülen davranışın hangi bentle ilişkilendirildiğini belirlemek.
- O bentte aranan kast, hukuka aykırılık, süreklilik veya yeniden yapamama gibi unsurları ayırmak.
- Davranış ile mirasbırakanın yaşamı ya da tasarruf iradesi arasındaki bağlantıyı açıklamak.
- Her iddianın hangi bilgi veya belgeye dayandığını göstermek.
Bu sıralama bir sonuç garantisi değildir; birbirinden farklı kanuni sebeplerin tek bir genel suçlamaya dönüştürülmesini önleyen bir hazırlık yöntemidir. Örneğin belgeyi bozma iddiasındaki yeniden yapamama koşuluyla, öldürmeye teşebbüs iddiasındaki koşullar aynı değildir. Bir bentteki unsurun diğer bütün bentlerde de arandığı varsayılmamalıdır.
Mirasbırakanın affı ve iddiaların ispatı
- maddenin son cümlesi, mirasbırakanın affıyla yoksunluğun ortadan kalkacağını açıkça belirtir. Bu düzenleme, yalnız ilk davranışın incelenmesinin her zaman yeterli olmayacağını gösterir. Sonradan af bulunduğu ileri sürülüyorsa bu iddia da değerlendirmeye alınmalıdır. Affeden kişinin mirasbırakan olması önemlidir; başka aile bireylerinin kişiyi bağışlaması aynı kanuni açıklama değildir.
Kanunun bu cümlesi belirli bir olayda affın bulunduğunu kendiliğinden kanıtlamaz. Affa dayanak gösterilen açıklama veya davranışın ne olduğu ortaya konulmalıdır. Mirasbırakanın iradesi hakkında tahmin yürütmek yerine, iddianın dayandığı olguları ayırmak daha sağlıklı bir inceleme sağlar. Yalnız bir görüşme yapılmış olmasından kesin af sonucu çıkarılmamalıdır.
İspat bakımından 6. maddede genel kural bulunur: Kanunda başka düzenleme yoksa taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Bu nedenle yoksunluk sebebi veya af hakkında iddia ileri sürmekle, o iddiayı ortaya koyan olguları göstermek birbirinden farklıdır. Aile içindeki kanaatlerin herkesçe paylaşılması, kanuni unsurların incelenmesinin yerini tutmaz.
Altsoyun durumu ve mirasçılıktan çıkarmayla fark
- maddeye göre mirastan yoksunluk yalnız yoksun olan kişiyi etkiler. O kişinin altsoyu, mirasbırakandan önce ölen kişinin altsoyu gibi mirasçı olur. Altsoy, çocukları ve onların devamındaki kuşakları ifade eder. Böylece ebeveynin yoksunluk sebebi, sırf soybağı nedeniyle çocukların da yoksun sayılması sonucunu doğurmaz.
Ancak bu hükümden hareketle bütün aileler için tek bir pay oranı verilemez. Hangi kişilerin mirasçı olduğu ve miras düzeninin bütünü bilinmeden pay hesabına geçmek doğru olmaz. Buradaki temel sonuç, yoksunluğun kişisel olmasıdır. Çocuğun durumunun ayrıca değerlendirilmesi, ebeveynine yöneltilen iddianın ona da otomatik olarak yöneltilemeyeceği anlamına gelir.
Mirasçılıktan çıkarmada ise 510. madde, mirasbırakanın saklı paylı mirasçısı hakkında ölüme bağlı tasarrufta bulunmasını öngörür. 512. madde çıkarma sebebinin bu tasarrufta belirtilmesini arar. Mirastan yoksunluğun 578. maddede düzenlenen kanuni sebepleriyle bu işlem şartları birbirine taşınmamalıdır. Bir dosyada önce hangi hukuki kurumun ileri sürüldüğü belirlenmeli, ardından o kurumun kendi koşulları incelenmelidir.
Sık sorulan sorular
Mirasbırakanı öldürmeye teşebbüs etmek de yeterli olabilir mi?
Evet. Türk Medenî Kanunu’nun 578. maddesi yalnız tamamlanmış öldürmeyi değil, öldürmeye teşebbüsü de sayar. Bununla birlikte maddede aranan kast ve hukuka aykırılık koşulları değerlendirilmelidir. Olayın aile içinde bu şekilde adlandırılması, koşulların ispat edildiği anlamına gelmez.
Yoksun kişinin çocukları da mirası kaybeder mi?
Hayır. 579. madde yoksunluğun yalnız yoksun kişiyi etkilediğini belirtir. Altsoyu, o kişi mirasbırakandan önce ölmüş gibi mirasçı olur. Bu koruma, çocuklara her durumda aynı sayısal payın düşeceği anlamına gelmez; mirasçıların tamamı ve miras düzeni birlikte incelenir.
Mirasbırakanın affı sonucu değiştirir mi?
Evet. 578. maddenin son cümlesine göre af, mirastan yoksunluğu ortadan kaldırır. Ancak affın gerçekten bulunup bulunmadığı ayrı bir olgu meselesidir. Mirasbırakanın iradesi bilinmeden yalnız aile bireylerinin barışma beklentisine dayanılarak affın gerçekleştiği kabul edilmemelidir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için bir avukattan hukuki destek almanız önerilir.