Hekim hatası (malpraktis): tazminat kimden, hangi mahkemede ve ne zamana kadar istenir?
Tıbbi müdahale sonrası beklenmedik bir zarar ortaya çıktığında ilk soru genellikle şudur: kime karşı, nerede dava açılacak? Bu sorunun cevabı tedavinin nerede yapıldığına bağlıdır. Özel hastane ya da muayenehanede yapılan tedavide uyuşmazlık adli yargıda çözülür. Devlet hastanesi, şehir hastanesi ya da devlet üniversitesi hastanesi gibi kamu kurumlarında ise dava idare mahkemesinde ve idareye karşı açılır. Yanlış yolu seçmek zaman kaybettirir; bazen de süre kaçırılır.
Hekim neyi taahhüt eder, hata ne zaman doğar?
Hekim hastayı iyileştirmeyi garanti etmez. Üstlendiği şey, tıp biliminin o günkü verilerine uygun ve özenli bir tedavidir. Türk Borçlar Kanunu vekâlet sözleşmesinde özen borcunun ölçüsünü “benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekil” olarak koyar. Hekim için bu, aynı uzmanlık alanındaki dikkatli bir meslektaşının o koşullarda yapacağı davranıştır.
Malpraktis (tıbbi kötü uygulama) denince akla şu durumlar gelir: yanlış ya da geç teşhis, gerekli tetkiklerin istenmemesi, yanlış organ veya bölgeye müdahale, ameliyat sonrası takibin ihmal edilmesi, ilaç ya da dozun yanlış seçilmesi. Hastanın riskler hakkında yeterince bilgilendirilmeden onayının alınması da başlı başına bir sorumluluk sebebi olabilir. Buna karşılık, gerekli özen gösterilmiş olmasına rağmen ortaya çıkan ve tıbben bilinen bir komplikasyon tek başına tazminat doğurmaz.
Hatanın olup olmadığını genellikle hâkim değil, tıbbi bilirkişi incelemesi ortaya koyar. Bu yüzden epikriz, hasta dosyası, tahlil ve görüntüleme sonuçları gibi belgelerin eksiksiz istenmesi davanın temelidir.
Özel hastane ve özel muayenehane: sözleşmeden doğan sorumluluk
Özel hastaneye başvuran hasta ile hastane arasında bir sözleşme kurulur. Tedavi gereği gibi yapılmazsa borçlu, yani hastane ya da muayenehanesinde tedavi eden hekim, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe zararı gidermekle yükümlüdür. Bu kural hasta açısından önemlidir. Sözleşmeye dayanan davada kusursuzluğu ispat yükü karşı taraftadır.
Hastane, tedaviyi kendi bünyesindeki hekim ve sağlık personeline yaptırır. Kanun, borçlunun yardımcı kişilerin işi yürütürken verdiği zarardan sorumlu olduğunu söyler. İzinle yürütülebilen uzmanlık gerektiren mesleklerde bu sorumluluğu önceden kaldıran anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür. Hastaya imzalatılan bir formda “hastane sorumlu değildir” yazması, bu nedenle hastaneyi kurtarmaz.
Aynı olay haksız fiil olarak da değerlendirilebilir. Bu durumda zararı ve kusuru ispat yükü zarar görendedir. Hastane ayrıca adam çalıştıran sıfatıyla, çalışanının işi sırasında verdiği zarardan sorumludur.
Görevli mahkeme konusunda 6502 sayılı Kanun belirleyicidir. Kanun, ticari ya da mesleki amaçla hareket edenlerle tüketiciler arasında kurulan ve vekâlet sözleşmesini de kapsayan her türlü sözleşmeyi tüketici işlemi sayar ve bu işlemlerden doğan davalarda tüketici mahkemelerini görevli kılar. Dava, tüketicinin yerleşim yerindeki tüketici mahkemesinde de açılabilir. Tüketici hakem heyetinin görevine giren uyuşmazlıklar dışında, tüketici mahkemesinde görülecek davalarda dava açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır.
İstenebilecek kalemler kanunda sayılmıştır: bedensel zararda tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar; ölüm hâlinde cenaze giderleri ve destekten yoksun kalma zararı. Bedensel bütünlüğün zedelenmesi, ağır bedensel zarar ya da ölüm hâlinde manevi tazminat da istenebilir.
Kamu hastanesinde hata: idare aleyhine tam yargı davası
Kamu hastanesinde çalışan hekim kamu görevlisidir. Anayasa’ya göre kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilir. Devlet Memurları Kanunu da aynı kuralı tekrarlar: dava personele değil, ilgili kuruma karşı açılır. Hekimin kendisine karşı adli yargıda açılan dava bu nedenle sonuç vermez.
Bu uyuşmazlıklar idari yargıda tam yargı davası ile, yani idarenin eylem ya da işleminden doğan zararın tazmini için açılan dava ile çözülür. Kamu hastanesindeki tıbbi müdahale idari eylem niteliğinde olduğu için önce idareye başvurmak gerekir:
- Zarar gören, eylemi öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurup zararının giderilmesini ister.
- İdare istemi kısmen ya da tamamen reddederse ret işleminin tebliğini izleyen günden, otuz gün içinde cevap vermezse bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi işlemeye başlar.
- İdare mahkemesinde dava açma süresi, özel bir süre öngörülmemişse altmış gündür.
İdareye başvuru yapılmadan doğrudan dava açılması, davanın usulden sonuçsuz kalmasına yol açabilir. Dava yanlışlıkla adli yargıda açılmış ve görevsizlik kararı verilmişse, kararın kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir; bu durumda idareye önceden başvurma şartı aranmaz.
Zamanaşımı ve süreler
Özel hastaneye karşı haksız fiile dayanan tazminat istemi, zarar görenin zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yılda ve her hâlde fiilden itibaren on yılda zamanaşımına uğrar. Fiil aynı zamanda ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımı öngörülen bir suçsa, bu daha uzun süre uygulanır.
Sözleşmeye dayanan istemlerde Borçlar Kanunu’nun genel kuralı on yıllık zamanaşımıdır. Ancak kanun, vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklar için beş yıllık zamanaşımı öngörür. Hekimle kurulan ilişkiye hangi sürenin uygulanacağı tartışmalı olabileceği için, en kısa süreyi esas alarak hareket etmek en güvenli yoldur.
Kamu hastanesinde ise belirleyici olan, yukarıda anlatılan bir yıllık ve beş yıllık idareye başvuru süreleri ile altmış günlük dava açma süresidir. Bu süreler kaçırılırsa hak çoğu zaman kaybedilir.
Tıbbi hata nedeniyle taksirle yaralama ya da öldürme suçundan şikâyette bulunmak da mümkündür. Ceza yargılaması tazminat davasından ayrı yürür; ceza dosyasındaki bilirkişi raporları tazminat davasında delil olarak kullanılabilir, ama ceza soruşturmasını beklerken tazminat sürelerinin geçmemesine dikkat etmek gerekir.
Sık sorulan sorular
Ameliyat sonucu beklediğim gibi olmadı. Bu tek başına hekim hatası sayılır mı?
Hayır. Hekim, iyileşme sonucunu değil, tıp biliminin gereklerine uygun ve özenli bir tedavi yapmayı üstlenir. Tıbben kabul edilen bir komplikasyon, hekim gerekli özeni gösterdiyse tek başına tazminat sebebi değildir. Hata; yanlış teşhis, gerekli tetkikin yapılmaması, yanlış uygulama, takibin ihmal edilmesi ya da hastanın riskler konusunda yeterince bilgilendirilmeden onayının alınması gibi durumlarda gündeme gelir. Bunu çoğu zaman tıbbi bilirkişi incelemesi ortaya koyar.
Devlet hastanesindeki doktoru doğrudan dava edebilir miyim?
Hayır. Anayasa ve Devlet Memurları Kanunu gereği kamu görevlilerinin görevleri sırasında verdikleri zararlar için dava, kişinin kendisine değil, bağlı olduğu idareye karşı açılır. Tazminatı ödeyen idare, şartları varsa sonradan hekime rücu eder, yani ödediğini ondan geri ister.
Yanlışlıkla asliye hukuk mahkemesine dava açtım, süreyi kaçırmış olur muyum?
İdari yargının görevli olduğu bir davada adli yargı görevsizlik kararı verirse, bu kararın kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli idare mahkemesinde dava açılabilir. Bu durumda adli yargıya başvurduğunuz tarih, idari yargıya başvuru tarihi sayılır ve idareye önceden başvurma şartı da aranmaz.
Ölen hastanın yakınları neleri isteyebilir?
Ölüm hâlinde cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmediyse tedavi giderleri ve çalışma gücü kaybı, ölenin desteğinden yoksun kalanların kaybı maddi tazminat olarak istenebilir. Ayrıca ölenin yakınları için manevi tazminata hükmedilebilir. Destekten yoksun kalma tazminatının nasıl hesaplandığı ayrı bir konudur.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için bir avukattan hukuki destek almanız önerilir.