Zor durumdayken çok düşük fiyata sattım: aşırı yararlanma (gabin) ve süreler
Kısaca
- Edimler arasında açık oransızlık, zarar görenin zor durumundan, düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılarak doğmuşsa aşırı yararlanma vardır.
- Zarar gören, sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirebilir ya da sözleşmede kalıp oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
- Hak, öğrenmeden ya da zor durumun bitmesinden itibaren bir yıl, her hâlde sözleşmeden itibaren beş yıl içinde kullanılır.
Sözleşme özgürlüğü, tarafların fiyatı ve şartları kendilerinin belirlemesi demektir. Bir malı piyasa değerinin altında satmak ya da üstünde almak kendi başına sözleşmeyi sakatlamaz. Kanun ancak bir tarafın zayıf anının kullanılarak açıkça dengesiz bir sözleşme yapıldığı durumlara müdahale eder. Buna aşırı yararlanma denir; eski adıyla gabin.
Aşırı yararlanmanın şartları
Türk Borçlar Kanunu m. 28’e göre aşırı yararlanmadan söz edebilmek için iki unsurun birlikte bulunması gerekir.
Birincisi, karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık olmalıdır. Edim, tarafların sözleşmeyle üstlendiği şeydir: satıcı için malı teslim etmek, alıcı için bedeli ödemek gibi. Değeri bir milyon lira olan bir dairenin üç yüz bin liraya satılması bu tür bir oransızlığa örnek gösterilebilir. Küçük farklar ya da olağan pazarlık sonuçları bu şartı karşılamaz.
İkincisi, bu oransızlık zarar görenin şu durumlarından birinden yararlanılarak gerçekleşmiş olmalıdır:
- Zor durumda kalma: acil bir borcu kapatmak, ağır bir hastalığın tedavi masrafını karşılamak gibi kişiyi sıkıştıran ekonomik ya da kişisel bir darlık.
- Düşüncesizlik: sözleşmenin sonuçlarını yeterince tartmadan, aceleyle karar verme.
- Deneyimsizlik: o işin, piyasanın ya da malın değeri hakkında bilgi ve tecrübe eksikliği.
Kanun “yararlanmak suretiyle” ifadesini kullanır. Karşı tarafın bu zayıflıktan faydalanarak oransız bir sözleşme yapması aranır. Zarar görenin zor durumundan hiç haberi olmayan ve olağan bir pazarlıkla anlaşan bir kişinin bu durumdan yararlandığını göstermek güçtür. Bu yüzden karşı tarafın zayıflığı bildiğini ortaya koyan olgular, örneğin borç sıkıntısının konuşulduğu yazışmalar, uyuşmazlıkta belirleyici olabilir. Oransızlık sözleşmenin yapıldığı andaki duruma göre değerlendirilir. Sözleşmeden sonra koşulların olağanüstü değişmesi ise aşırı ifa güçlüğü kurallarının konusudur ve ayrı bir yazıda ele alınır.
Zarar görenin seçebileceği iki yol
Kanun zarar görene, durumun özelliğine göre iki seçenek tanır:
- Sözleşmeyle bağlı olmadığını karşı tarafa bildirmek ve kendi ediminin geri verilmesini istemek. Bu durumda zarar gören de karşı taraftan aldığını geri vermelidir.
- Sözleşmeye bağlı kalmak ve edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini istemek. Örneğin düşük fiyatla yapılan bir satışta satış ayakta kalır, fiyat farkı denkleştirilir.
Seçim çoğu zaman zarar görenin gerçek ihtiyacına göre yapılır. Evini borç baskısıyla çok ucuza satmış biri evi geri almak isteyebilir; aracını deneyimsizlikle düşük bedelle satmış biri ise yalnızca aradaki farkın ödenmesini yeterli görebilir.
İkinci yol, özellikle malın el değiştirdiği ve sözleşmeyi tamamen geri almanın zor olduğu durumlarda işe yarar. Karşı taraf bildirimi kabul etmezse, uyuşmazlık mahkemede çözülür. Bu durumda şartların varlığını ispat yükü, aşırı yararlanmaya dayanan taraftadır.
Uyuşmazlıkta neler ispat edilir
Aşırı yararlanmaya dayanan taraf, şartların her birini somut olgularla göstermelidir. Uygulamada şu tür deliller öne çıkar:
- Edimlerin gerçek değerini gösteren belgeler: satılan taşınmazın ya da aracın sözleşme tarihindeki değerine ilişkin ekspertiz raporları, emsal satışlar. Mahkeme gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırır.
- Zor durumu gösteren belgeler: icra takipleri, ödenmeyen kredi borçları, hastane kayıtları.
- Deneyimsizliği ya da düşüncesizliği gösteren olgular: zarar görenin yaşı, mesleği, o tür işlerle hiç uğraşmamış olması, sözleşmenin çok kısa sürede ve danışmadan yapılması.
- Karşı tarafın bu durumu bildiğini gösteren yazışmalar ve tanık beyanları.
Delillerin erken toplanması önemlidir; değer tespiti sözleşmenin yapıldığı tarihe göre yapılacağından, zaman geçtikçe o tarihteki durumu göstermek zorlaşır.
Süreler: bir yıl ve beş yıl
Aşırı yararlanmada süreler kısadır ve kaçırıldığında hak kaybedilir.
Zarar gören hakkını şu sürelerde kullanmalıdır:
- Düşüncesizlik ya da deneyimsizlik söz konusuysa, bunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde.
- Zor durumda kalma söz konusuysa, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl içinde.
- Her hâlde, sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde.
Bu iki süre birlikte işler. Bir yıllık süre dolmamış olsa bile, sözleşmenin kurulmasının üzerinden beş yıl geçmişse artık aşırı yararlanmaya dayanılamaz. Örneğin borç sıkıntısı yedi yıl süren bir satıcı, sıkıntısı bittikten sonra harekete geçmek isterse beş yıllık üst sınıra takılır.
Süre hesabında başlangıç anı çoğu zaman tartışma konusu olur. Zor durumun ne zaman sona erdiği ya da deneyimsizliğin ne zaman fark edildiği, somut olgularla gösterilmelidir.
Uygulamada en güvenli yol, sürenin başlangıcını gösterebilecek belgeleri saklamak ve bildirimi yazılı ve ispatlanabilir biçimde, örneğin noter aracılığıyla yapmaktır.
Aşırı yararlanmayı benzer durumlardan ayırmak
Aşırı yararlanma, yanılma, aldatma ve korkutma gibi irade sakatlıklarına benzer ama aynı şey değildir. Aldatmada karşı taraf gerçeğe aykırı bir izlenim yaratır; korkutmada ağır ve yakın bir tehlike gösterir. Aşırı yararlanmada ise kimse kandırılmamış ya da tehdit edilmemiş olabilir. Zarar gören ne yaptığını bilir ama zayıf konumu nedeniyle dengesiz bir sözleşmeye razı olur. Bu yüzden süreleri ve sonuçları da farklıdır. Bir sözleşmede hem aldatma hem aşırı yararlanma bulunuyorsa, şartları gerçekleşen her iki yola da ayrı ayrı bakılabilir.
Kanun, aşırı yararlanmayı belirli bir sözleşme türüyle sınırlamaz; karşılıklı edim içeren taşınmaz satışı, araç satışı ya da borç tasfiyesi için yapılan anlaşmalar gibi sözleşmelerde gündeme gelebilir.
Sık sorulan sorular
Karşı taraf zor durumda olduğumu bilmiyorsa yine de aşırı yararlanmaya dayanabilir miyim?
Kanun, oransızlığın zarar görenin zor durumundan, düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılarak gerçekleşmesini arar. Karşı tarafın bu zayıflıktan habersiz olduğu bir durumda yararlanmadan söz etmek güçtür. Bu nedenle karşı tarafın durumu bildiğini gösteren delillerin toplanması önem taşır.
Sadece pahalıya aldığımı ya da ucuza sattığımı ispatlamam yeterli mi?
Hayır. Edimler arasında açık bir oransızlık bulunması tek başına yetmez. Bu oransızlığın, sizin zor durumunuzdan, düşüncesizliğinizden ya da deneyimsizliğinizden yararlanılarak ortaya çıktığını da göstermeniz gerekir. Serbest iradeyle yapılmış kötü bir pazarlık, aşırı yararlanma sayılmaz.
Süreyi kaçırırsam ne olur?
Kanundaki bir yıllık ve beş yıllık süreler geçtikten sonra aşırı yararlanmaya dayanarak sözleşmeden kurtulmak ya da oransızlığın giderilmesini istemek mümkün olmaz. Beş yıllık üst sınır, zor durum hâlâ sürüyor olsa bile sözleşmenin kurulduğu tarihten başlar.
Sözleşmeyi bozmak istemiyorum, sadece farkı alabilir miyim?
Evet. Kanun, zarar görene sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme imkânı da tanır. Örneğin düşük fiyata yapılan satışta, satış ayakta kalırken bedelin denkleştirilmesi istenebilir. Hangi yolun uygun olduğu durumun özelliğine göre değerlendirilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için bir avukattan hukuki destek almanız önerilir.